OVB95DG

Hiç durmadan yağan kar gibi hayatı boyunca yaşadığı tüm kalp kırıklıklarını içine biriktirmişti. Karın yağdıkça biriken beyaz örtüsü gibi kalbini, incinmişliklerin kırık örtüsü altına gömdü. Gittikçe derine gömdü. Öyle bir gömdü ki, gün geldi orada sıcak, atan bir kalbi olduğunu unuttu. Artık yağan kar onu üşütmüyordu, hissedemiyordu. Mevsimler gelip geçiyor, sonbaharda romantik hüzünle yapraklar dökülüyor, kışın soğuk örtüsü altında toprak dinleniyor, ilkbaharda çiçekler açıyor, yazın her yer sıcaktan kavruluyor fakat o her mevsim kıştı, üstelik kışın kardan donmuş hali idi. Gözlere güzel görünen beyaz örtünün altında saklanmış bir hissizlik hali…Kendi inşa ettiği hapishanesinde bir süre mutlu yaşadı, burası korunaklıydı, kimse görmüyordu, güvenliydi, en önemlisi ortada incinecek bir kalp yoktu.

Bu şekilde, kardan adamlara kondurdukları kandırmaca bir tebessüm misali karın altında kimbilir ne kadar yaşadı. Bildiğinden daha uzunca bir süre orada kaldığı belliydi. Kanıksamıştı, artık buraya nasıl geldiğini unutmuştu. Anormali normali olmuştu.

Sonra günlerden bir gün bir güneş açtı. Biraz eritti üzerindeki karı. Güneş yeterince eritememişti ki, karın altında hala üşümüyordu. Ya da o, yeterince güneşin ışınlarını soluyamamıştı. Kimbilir..

Fakat güneş bir kere doğdu artık, önce cılız olan ışınlar giderek güçlendi, delice bir hızla yayıldı, derinlere nüfuz etmeye başladı, o direndi, güneş aldırmadı, üzerinde biriken karlar kontrolsüz bir şekilde erimeye başladı. Neler oluyordu? Kumdan kaleler gibi yıkılıyordu..Panikledi. Toprağın en derinlerinde en karanlık yerde çiçek açmayı bekleyen tohumlar gibi sevinse miydi, bilemedi..Kalbi sonunda hapsolduğu karanlıktan çıkacağı, özgürce doğasına uyumlu bir şekilde sevgide açık yaşayacağı için dans ediyordu, coşuyordu, üzerindeki tozu toprağı ancak atabiliyordu.

Fakat o, izin vermeli miydi? İzin verirse ne olurdu?

Gönül bu..

Ancak, ışıkta soluyabilirdi.

Ancak, bilinçli bir ilgi ve sevgiyle sulanırsa bir çiçek gibi hayata kendini açabilirdi.

Ancak, incinme riskine Evet! derse yaşamına İlahi olandan gelen mucizelerin akmasına şahit olabilirdi.

Etki alanı o kadar genişti ki, açtı mı bir kere durması imkansızdı, çiçeğinden mis gibi parfüm yayılır, meyvesinden yiyen parlar, güzelliğinden herkes nasibini alırdı. Lokman hekimdi, şifa ve ışık dağıtıcısıydı. Işığı, gözleri kör eder, en donuk kalpleri eritir, şefkatin tohumlarını yeşertirdi.

Tanrı onun ruhuna sevgiyi üfledi, sevgisin sen dedi. Şimdi OL.

Fakat o yine de izin vermeli miydi? İzin vermezse ne olurdu?

Ruhen ölürdü. İçi biliyordu. Bez bebekler gibi cansız, donuk, hissiz yaşamında yaşarken ölürdü. Yaşarken ölmek..Ürperdi..

Tüm cesaretini topladı..Kendini bu şekilde ölüme terk etmeyecek kadar seviyordu. Korkusuna rağmen gönlüne teslim oldu. Ona bir söz verdi. Bir daha dedi seni karanlığa göndermeyeceğim. Gel çık artık karanlık kovuğundan, hayat seni bekliyor. Varlığını, ışığını reddettiğim her an için özür dilerim, beni affedebilecek misini?

Kalp, içindeki sevginin derin ve şefkatli gözlerinden baktı ona. Affetmek mi? dedi.

Sana hiçbir zaman sırtımı dönmedim ki. Hiç bir zaman gitmedim ki, ben seni hiçbir zaman terk etmedim ki. Senin sevincinde de, acında da, benden şüphe ettiğinde de, hissizliğinde de seninleydim. Senden gayrı olduğumu sandın. Gel dedi, otur yanıma. Çok bitkinsin. Konuşarak yorma kendini. Yorgunsun. Üşümüşsün. Ateşim ısıtsın seni, sıcak bir çorba, biraz ekmek, biraz zeytin iyi gelir açlığına, susuzluğuna.

Sevginin kabul edici şefkatinde gittikçe eridi en kuytu köşelerdeki buzları. Rahatladı. Yuvaydı burası. Nasıl da özlemişti..

Eridikçe özüne yaklaştı.

Özü ile arasına girenin kendinden başka kimsenin olmadığını anladıkça,

Sevgiye ‘Evet’ dedi.

Ruhuna ‘Evet’ dedi.

Hayata ‘Evet’ dedi.

Yaradana ‘Evet’ dedi.

Hayatın elinden sıkıca tutmak yerine ona direndiğini anladığından beri direnmeyi bıraktı. Tanrı’nın kalbindeki o engin sevgide yaşadığını anladı. Teslim oldukça Tanrı’nın onu hiçbir zaman terk etmediğini idrak etti. Sevginin dalgalarında batmak yerine sörf yapar oldu.

Sevmeye açtı kendini, Aşk’a açtı kendini. İlahi olana sundu gönlünü.

Al dedi. Bundan böyle senindir.

“It don’t matter where you bury me (Beni nereye gömdüğünün önemi yok)
I’ll be home and I’ll be free (Ben evimde özgür olacağım)
It don’t matter anywhere I lay (Nereye uzandığımın bir önemi yok)
all my tears be washed away (Bütün gözyaşlarım yıkanıp gidecek)”

Ane Brun, All My Tears

 

 

Aşk’a teslimiyet ile..

Bilge İnal

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s