“My Home is My Sanctuary”  ~ “Evim Benim Kutsal Alanım”

Corona dört koldan bizi eve kapadığından beri içimde durmadan dönen cümle bu. Türkçesi ‘evim benim kutsal alanım’. Zihnimde yanıp sönen İngilizce gelen bu cümle yaz diyor bana. Yaz..

Corona’nın bizi nasıl yuvaya yönlendirmek için kırıp geçirmek zorunda kaldığını. Kendimizi kapadığımız fiziksel evlerimizin, iç dünyamızdaki psişik içsel evimizle nasıl bağlantıda olduğunu. İçimizdeki evde virüsü aramamız gerektiğini, dışarıdan ziyade..

IMG_20200318_182605_972

İçsel evim nasılsa, yarattığım ve yaşadığım fiziksel evim de tıpkı onun gibi olur. İçimdeki ev canlı ise, yaşam alanımı da aynı bu canlı parçamla yaratırım, dekore ederim, evime misafir gelenler bu canlı titreşen parçamı fiziksel yaşam alanımda hissederler.

O evler, giren herkese iyi gelir. Eğer ben içimdeki evde kendimle olmaktan mutluysam, içsel evim bana iyi geliyorsa kendimle olan her anı değerli bir altın gibi görürüm. Bir yalnızlık veya sıkıcı anlar olarak değil.

İçimdeki evim bana, ruhuma, iç dünyama tinsel (ruha iyi gelen) besinler sunuyorsa, fiziksel evim de aynı besini hem bana hem de evimi ziyaret edenlere verir. İçim bir mabedin dinginliğini, arı ve yüksek enerjisini taşıyorsa bunu yarattığım her alanıma taşırım.

İçimin renklerini oturduğum eve yansıtırım. Keza, içimin kaosunu ve/veya obsesif düzenini, karmaşasını, temizliğini, pisliğini, hastalığını da evime yansıtırım.

İçim bir çöl ise, yarattığım her alan bu çöl, kuraklıktan nasibini alır. Kimse çölde uzun süre kalmak istemez. Çöl susatır, susuzluk sonunda (ruhu) öldürür.

20200111_STP502

Şimdi bu sosyal izolasyonu virüsün bizi zorla taşıdığı yuvaya gidiş bileti olarak değerlendirmeliyiz. Corona’nın mesajını daha derinden okumalıyız.

Corona bize bu zorunlu durma ile çölden çıkış yoluna yönlendiriyor, çöldeki vahanı bul diyor.

Bize virüs, daha derinde, içindeki o kutsal, dingin ve kendinle bağ kurduğun o özel yeri, yuvayı bulman için al sana zaman diyor. Artık vaktim yok diyemezsin diyor. Artık her zaman kendinden önce tuttuğun her şeyi, herkesi ve sistemi kendinden sonraya koymalısın diyor. Kendini ertelediğin yeter, yuvaya dönmenin planını yapman için al sana yeterince vakit diyor.

İçedönükler ve yuvaya varmış olanlar eminim bu zorunlu ev hapsini süper kutsal bir zaman olarak değerlendiriyorlar.

Peki daha çok yapma hali ile var oluşunu hissedebilen, öz değerini, yeterliliğini daha çok aktif kalarak hissedebilenler ne yapacak?

Durmayı öğrenecek.

Yavaşlamayı bilecek.

Kendine dönecek.

Ruhun sesini, kalbin sözlerini dinleyecek.

İçsel çalışmasını yapacak.

Yuvaya geri dönecek.

Bunu biz istedik.

Var oluşunu durmaksızın, aktif, yapma, süratli olma hali ile eşleştiren insanlık istedi. Biz şu an bir bedel ödüyoruz. Yaşadığımız dünyayla kurmadığımız bağın bedelini ödüyoruz. Kimse bu bedelin kolay olacağını söylemedi. İnsan olmayı ve bir duygu varlığı olduğumuzu unutmanın kefaretini ödüyoruz.

Bunu kabul ve idrak etmek ne kadar zor olsa da, yuvaya dönüş için bu zor yolu biz seçtik. Çünkü uyanmamak için direnen, komada olan İnsan’ın uyanışı ancak bir şok uyaran ile olacaktı. Ve öyle de oluyor..Önlemler, tedbirler, kayıplar hepsini okuyoruz, görüyoruz ve uyguluyoruz. Belki de ilk kez gerçek anlamda aynı gemide olduğumuzu hissediyoruz.

Yaşanan yaşanacak, olabildiğince az kayıpla demek ve buna inanmak istiyorum. Peki bu süreçte biz yuvayı nerede arayacağız?

İçimizdeki evde o kutsal yeri bularak. Dışarıya çıkamadığınız bu zorunlu günlerde, sahi nerede o kutsal yeriniz?

Sağlıklı uyanık bir geleceğe,

Bilge İnal

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s