wp-15884178157304198107650268949466.jpg
Nedir bu kırılganlık, kırılgan olma hali, kırılganlığını gösterme belki?

Yine son moda terimlerimizden biri bu, çok duyduğumuz, kullandığımız, bir yerlerde okuduğumuz? Anlamını sorgulamayana ‘spiritüelcilerin’ sıklıkla kullandığı uzaylı bir terim veya yine anlamını sorgulamayana duyduğu an oradan uzadığı, içselleştirdiği (-) anlamı karşısındakine yargılarıyla yansıttığı bir kelime.

Vulnerability,  #türkçe karşılığında anlamı tam anlaşılamayan, karşılık bulmayan, içi büyük kendi bildiğimizden daha cesur, güçlü bir kelime.

Kırılganlık bir kırılma değil öncelikle. Çıt kırıldımlık, kalp kırılması hiç değil. Zayıflık değil. Güçsüzlük değil.

Kırılabilecek bir şeyin olması için önce ortada sert, kırılabilir bir şeyin olması gerekir. Kırılıyorsanız kalbinizi ören sert kabuğunuzdur kırılan, oysa ki kalbin kasları esnektir. Sizi saran, benliğinizi saran sert bir kabuk mudur yoksa ince şeffaf bir zar mıdır? Kalbimizi saran ince bir zar vardır, bilir misiniz?

Bu perikard zarımızdır. Bu, kalbin etrafını saran zardır ve kalbe içinde rahatça hareket edeceği bir ortam oluşturur. Kalp kasının dayanıklılığını arttırır ve kalbin aşırı genişlemesini önler.

Şimdi bir düşünün; kalbimizin rahat etmesi ve dayanıklılığın artması için Yaradan neden ince bir zarı yeterli görmüş, sert bir kabukla örtmek yerine. Neden biz kalbimizi ve dışarı sunduğumuz imaj benliğimizi (persona) korumak için sert ve yüksek duvarlara ihtiyaç duyuyoruz?

Cevabı çok basit.

Çünkü zayıf görülmek, güçsüz algılanmak en derin korkumuz.

Bu dişil bir korku. Alt bilincimizde gücün dişiye ait (cinsiyetten bağımsız içsel enerjimiz) olduğunu unutan benliğimiz, sosyal olarak da hayatta kalmak için güçlünün yanında duruyor. Kırılganlık, ataerkil sistemin otomatik programında çıtkırıldım, kadınsı, ağlak, bağımlı, alıngan, hassaslık yani kaçınılması gereken bir iç anlam ile eşleşiyor.

Zayıf gözükmek istemiyoruz. Sözüm ona bu zayıflığımızı bizi her koşulda kabul edenlere çekirdekte olanlara gösteriyoruz, sosyal halkalarımız dışa doğru açıldıkça kabuğumuz kalınlaşıyor, en nihai formda bir zırha dönüşüyor. İşte tam burada kırılganlığın gerçek anlamını sorgulama ihtiyacı ortaya çıkıyor.

Kırılganlık savunmasızlık, duyguları, kendini açıklığın ile paylaşabilme ve olası tüm sonuçların varlığına açık olma ve kendin olma hali iken Brene Brown bunu tam şöyle ifade ediyor.

Sonuç üzerinde herhangi bir kontrolümüz olmadığında dahi ortaya çıkabilme, görülme cesaretimizdir‘. Ve ekliyor, bir kişinin cesaretini, kırılganlığını saklanmadan, incinme ihtimaline karşın kendi olma, duygularını paylaşabilme cesaretiyle ölçün diyor.

Çünkü kırılganlığını gösterebilen insanlar zayıf veya güçsüz görülmekle ilgilenmeyip, gerçek olma, gerçeklerini söyleyebilmek ve bağlarını bu samimiyetin olduğu yerde örmekle ilgileniyorlar.

Sonsöz; kırılganlıklarınızın buluştuğu yerlerde daha derin yakınlıklarınızın doğduğu günler olsun. Bugünler kırılganlığımızı sakladığımız yerleri araştırmak için belki de en cesur günler.

Bilge İnal ©️2020

Yazıların Tüm Hakları Saklıdır.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s