Tüm Yazılar

Sevginin Dersleri 3

Gerçek sevginin doğası bağışlayıcıdır.

O, gizemli de değildir.

O, apacık ortadadır.

Çırılçıplak.

Travmatize sevgi ise parcalanmistir. En buyuk ironi ise onu bir zamanlar daha kucucukken bolenlere tutunur. Cunku korku dolu ve kördür.

O, kendi incinebilir dogasini korumaya odakli oldugu icin de sert, asik, kapali, alingan ya da fazla iyi, fazla yumusak, fazla umursamaz, fazla anlayisli ve fakat ‘hep tetiktedir’.

O, parcalanmis cocuklugunu onune alir, bogulmus genclik yaralarinin, anilarinin ardina saklanir.

Bu sevgi yasi kac olursa olsun, ergendir, cok genctir, toydur. O hala annesinin kuzusu, babasinin ise bir tanesidir.

Ve yetimdir.

Onlar olsa bile ‘yetim’ buyumustur.

Tum yasami kendini koruyarak siginakli duvarlarinin ardinda gecmistir. Ah be kucugum, senin sevgin nasil bolunmesin degil mi?

Travmatize sevgi saklanmayi sever. Koselerden onu gelip bulsunlar ister.

O, hep ona gelinsin ister.

O, hep ‘istendigini’ gormek ister.

O, kanit ister.

Sevgi kanitlara dayandiginda sevgi-liligi kalir mi hic?

Gercek sevgi yetiskinindir.

Travmatize sevgi ise cocugun.

Gercek sevgi anı karsilar.

Hafiftir. Gecmisi tasimaz.

Bavulu gecmisin yuku ile degil aksine sevginin iyilestirici armaganlari ile doludur.

Travmatize sevgi ise agirdir.

Ne gecmisi birakabilir ne de gelecegi.

Gecmisin yuku, gelecegin kaygisi, beklentisi derken dusledigi sevgiyi ne verebilecek ne de alacak yeri vardir.

Onun bavulu kirik cam parcalariyla doludur, hediye sunmak bir yana o hep bu kesik camlarla hem kendine hem bavulu acana zarar verir.

Isteyerek mi? En son isteyecegi seyi yapar, istemeden.

Cunku o cok genctir. Nasil sevecegini bilmedigi gibi nasil sevilecegini de bilmez.

Bu kucuk cocugu gormek ona dunyalari vermek olur.

Peki ya sen dost..Bu karsindaki yarali kucuk cocugu gorebilecek misin?

Ona ve kendine dunyalari verebilecek misin?

Gercek sevgi, dunyalari Bir’lestirir,

Travmatize sevgi dunyalari ayirir.

Gercek sevgi yolunu hicbir zaman kaybetmez. Kaybolsa bile kaybetmez.

O, ait oldugu yurek topraklarini hep bulur. Onun yuregi rehberidir.

Travmatize sevgi ise kördür. O kendinden bir baskasini goremez.

Gormez degil go-re-mez.

Yurudugu yolu goremedigi gibi, gordugunu idrak edemez, gordugunu de carpitir.

Parcadan baktiginda gordugun sey butun degildir. Butunu gorebilmen icin butun olman gerekir.

O, kendini sevgiye teslim ederse yok olmaktan korkar. Halbuki bu teslimiyet onun yeniden dogumudur.

Ve Dilerim ki alemlerin Rabbi kavusmak isteyen butun gercek sevgilerin gonul seslerini duysun ve yollarini bulustursun.

Sevgiyle ve saglicakla,

Bilge Inal

***

Sevginin Dersleri 1

https://disibilgelik.wordpress.com/2017/07/16/sevginin-dersleri-1/

Sevginin Dersleri 2

https://disibilgelik.wordpress.com/2018/03/26/sevginin-dersleri-2/

Advertisements
Tüm Yazılar

Benim Yolculuğum

Sevgili Blog Dostlarım, 

Ben kimim, sizlerle biraz yolculuğumu ve kadın odaklı çalışmalarımda neler yaptığımı paylaşmak geçiyor içimden. Yazılarımın aktığı yer hem kendi iç dünyamdan hem de kolektifi hissettiğim daha dev bir kaynaktan geliyor. Artık bunun daha görünür olma vakti geldi diye hissediyorum. Daha yakından tanışmak isteyenlerinizle aşağıdaki satırlarda buluşalım. 

Ben Bilge, bir kadın olarak kadınların kayıp ruh parçalarını bulmalarına ve onların “eve dönüşlerinde” dişil bilincin kapsayıcılığında yardımcı olurken kendi yolumu da yürüyorum. Uzun yıllar kurumsal hayatta eril değerlerle şekillenen başarı, rekabet, kıyas, yükselme, hızlı, yoğun, tüketici, kadın bedenini ve feminen psişeyi anlamayan, yok sayan çalışma sistemlerinin ve yönetim şekillerinin içinde yer aldıktan sonra 2008 yılında Erickson Koçluk Okulu programlarına başlamam ile yaşamımda beni bekleyen başka bir çağrı olduğunu fark ettim. Bundan 8 yıl önce 2010 yılında, kurumsal hayattan (sistemden) çıkarak kendi bilinmez yolculuğuma da ‘start’ vermiş oldum. 

Bana delisin dediler yerdiler, hayranlık ve korku ile karışık çok cesursun dediler. Gerçekte ben kendime ne deli ne de cesur geliyordum. Ben sadece içimde yapmak zorunda olduğum hissettiğim şeyi yapıyordum, kendimi transatlantik bir gemiden okyanusun derin sularına bıraktım. Filikasız…Fakat bu bambaşka bir hikaye, hızlı ileri sarıyorum ve bizler o dönem bir avuç insandık koçluk araçları ile Türkiye’de bireysel ve liderlik gelişiminde yeni bir dönem başlatan. Koçluğa gönül vermiş olmakla beraber  zaman içinde edindiğim koçluk tecrübem, aldığım tamamlayıcı diğer profesyonel eğitimler ve benim verdiğim eğitimler, dahil olduğum gruplar içimdeki boşluğu doldurmaya yetmedi.

Photo 15.05.2018 19 53 12

Bu döneme rastlayan rahim bölgemde yaşadığım bir sorun beni içimdeki kadına derinlemesine bakmaya zorladı ve gerçek dişiyi içimde bulmamı sağlayan manevi öğretmenim Sukhvinder Sircar ile tanışmama vesile oldu. Kadin pişesinde hiç girmediğim, varlığından haberdar olmadığım psişik arazilere soktu beni. Ardından disi ve eril bilinci, rahim gücünün şifasını, ataerkil sistemin kadınları ve erkekleri öz evlerinden koparan program hiyerarsik güç, sevgi-korku, değersizlik-üstünlük, zalim-kurban odaklı bilinçdışı tasarımını idrak etmemi sağlayan yeni bir yolculuk başladı. Yaklaşık 5000 yıl önce toprağa gömdüğümüz dişil prensipleri aradığım ve halen gün yüzüne çıkarmaya çalıştığım arkeolojik bir kazı oldu bu bende. 

Dişi bilinci zihnen anlayamayız, istediğiniz kadar okuyun, konuşmacıları dinleyin, eğitimler alın, mental olarak dişiyi anlamanız yetmez, onu içinizde, kalbinizde derinden ‘hissetmeniz’ etmeniz gerekir. Bunun nedeni eril zihin kazı yapılan alana-bedene girmek istemez, dişi bedeni ise kazıdıkça unutulmuş gerçeklere ve hazinelere ulaşırsınız. Beden hislerin, sezgilerin ve yaratıcı ilhamların yatağıdır. Duygu dünyasını zayıf gören kolektif kadın bilinçdışını aşıp onu tum duyularınızla yaşamanız gerekir. Bu bir süreç elbette ki, bazen uzun bazen daha kısa sürebilen..

Benim de kendi sürecimde, o yıllar ilahi dişinin bilincine uyumlanmak hayatımda, benliğimde, doğru bildiklerimde, inandıklarımda bir dizi kasırgaya neden olsa da sonrasinda güneş yeniden belirdi ve bir gün gözlerimi Dişi Bilgelik® Kadın Dönüşüm Programlarımın doğumuna gözümü açtım.

29186635_10155339794370060_3277554483483115520_n
Disi Bilgelik Inzivasi, Salihli-Manisa, Artemis Tapinagi, 2018

Kurumsal hayatın erilleştirdiği, kadını içten içe tüketen ve bir bakıma hiyerarşik güç ile güçlendirirken zayıf düşürdüğü, ataerkil düzenin ruh evlerinden uzaklaştırdığı kadınları tanıyan tarafım ile derin kadınsı doğama açılan bu yeni dişil benliğim birleşip pek çok kadının yolunda  öğretici, yol gösterici bir fener olmaya başladı. 

Dişi Bilgeliğe Yolculuk programlarım, düzenlediğim inzivalar, bireysel/kurumsal terapi ve koçluk görüşmelerim, vermiş olduğum kurumsal kadın liderlik eğitimlerim ile 2014 yılından itibaren birbirinden farklı mesleklerde, konumlarda, yaşlarda ve koşullarda bir çok kadının derin benliklerini görme, onlara dokunma, kırılganlıklarını paylaşma, güçlendirme ve destekleme fırsatları edindim. Bu programlarım vasıtasıyla, gün geçtikçe büyüyen hatırı sayılır sayıda, dişi bilincin idrakinda çok değerli bir kadın grubu oluştu yıllar içinde. 

_mg_7405
Dişi Bilgeliğe Yolculuk 2 Kış Inzivası, Şile

Bu kadınlar artık yükselişe geçen yeni dünya paradigmasinda ilahi dişinin değerlerini yayacak yeni kadınlığın gönüllü elçileri oldular. Onlar öğretilmiş kadınlığın içinde “ataerkil dişinin” sağlıksız inançlarını taşıyan kadınlardan farklı olarak yeni kadınlığın öncüleridir. Bu kadınlar yolculukları boyunca ataerkil dişiye teslim ettikleri gücü geri alarak ortaya yavaş yavaş çıkmaya başlayan yeni ve saglıklı maskulenin de yolunu açacaklarını öğrendiler.

Özel hayatlarına, ilişkilerine, çalışma ortamlarına, iş yapış sistemlerine bu yeni bilinci mümkün olduğunca taşıdılar, uyguladılar. Ataerkil dişinin kol gezdiği kadın dernekleri, platformları veya oluşumlarında (üzülerek) bir pazarlama aracı gibi kullanılan popülerleşen ‘kız kardeşlik’ kelimesini ‘gelişi güzel‘ kullanamayacaklarını ve her daim kendilerine, kalplerine, çevrelerine dürüst ve gerçek olmayı görev bildiler.

Photo 1.02.2018 23 05 40
Bir Disi Bilgeler Bulusmamiz [Fotograf; Cigdem Tatlisert]
HTWF4376
Sukhvinder Sircar ile Kutsal Ask Inzivasi, Fethiye, 2018

Korkusuzca, samimi gerçeğinizi yaşadığınız ve kendinizin önünde cesaretle durduğunuz bir hayatın, mesleğin, konumun, ilişkilerin anahtarı ataerkil dişinin tahrip ettiği benliklerinizi bu binlerce yıllık programdan arındırmaktan ve ilahi dişinin değerlerine zihnin yanında bedenen de kendinizi açmaktan geçiyor. Ancak bunun sonucunda çevrenizdeki bozulmuş ataerkil eril yansımalar buharlaşmaya başlar ve siz içinizdeki maskülen ile sizi koruyan, eleştirmeyen, baskı kurmayan aksine onurlandıran, cesaretlendiren ve en önemlisi samimi bir bağ kuran hiç bilmediğiniz yönü-nüz ile tanışabilirsiniz.

Ben ilahi dişinin bir elçisi olarak kadınları yürekli, cesaretli, duygu dolu, yaratıcı ve sevgi dolu öz benliklerine kavuşmaları yönünde destekliyorum. ‘İçsel güç, öz değer, anne yarası-kayıp iç çocuk, hislerle ve bedenle derinden temas, sınırlar, yaratıcı benlik, öz güven’ benim odaklandığım, bir kadının erginlik sürecinde önemsediğim ve üzerine çalıştığım alanlar. Kadınlara güvenli, samimi, bilinçlendirici, güçlendirici, iyileştirici ve dönüştürücü kutsal dişil alanlar açıyor ruh/beden/zihin üçgenini besleyen  terapötik somatik araçlar ile dişil kutsallığı birleştiriyorum.

Bir anlamda yol gösterici bir öğretmen, yerine göre şifacı bir rehber, ataerkil sertifikaların verdiği unvanları sevenler içinse profesyonel eğitmen-koç ve travma terapistiyim.

Photo 11-11-2017, 14 05 49 (13).jpg

 

2008 yılından beri süregelen hayat yolumda dönüm noktalarımdan ilki 2013’te Hintli mentorum Sukhvinder Sircar ile kesişen yolumdur. Onunla derinleşen kadın odaklı çalışmalarımda ikinci dönüm noktam 2016 yılında Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabının yazarı psiko-analist Dr. Clarissa P.Estes ile tanışmak oldu. Bizzat verdiği uygulayıcı eğitimine katılarak ‘Handless Maiden-Elsiz Kız’ masalının sertifikalı kolaylaştırıcı-eğitmeni olmaya hak kazandım. Üçüncü dönüm noktam ise 2017’den beri devam ettiğim Peter Levin’in kurucusu olduğu Somatic Experiencing Trauma Institute’un somatik travma terapisi uygulayıcı eğitimleri ile dişi bilgeliğin birleştiği kadın çalışmalarım oldu. Ben buna beden hafızamız ile rahim bilgeliğimizin birleştiği ‘süper güç’ diyorum. Bireysel seanslarımda hâlihazırda bunu uyguluyorum ve yakın gelecekte bunu programlarımda odak noktası yaptığım grup çalışmalarım da olacak.

Önümüzdeki tarihlerde düzenli olarak aylık veya 2 haftalık dişi bilgelik paylaşım bültenlerine başlayacağım. Bu bültenlerin içerikleri mesaj niteliğinde olacağından blog içeriği için uygun olmayacak. Bu mesajlar kadınlara yönelik anlık gelişebilen ve daha rafine yardımcı hap mesajlardan oluşacak. Konu bazlı yazılarımı ise burada yayınlamaya devam edeceğim. Bu bültenlerin bir üyesi olmak isterseniz e-mailinizi www.bilgeinal.com web sayfama girip ‘kayıt ol’ kutusuna mailinizi bırakmanız yeterli. Düzenlediğim grup dönüşüm çalışmalarını da ilk orada duyuruyorum.

Umuyorum ve diliyorum ki bir gün yollarımız bu alanlarımın birinde kesişsin,

Kalpten selamlarımla,

Bilge Inal 

 

IMG_2862

Mini Not: Bu yaziyi hazirlarken es zamanli olarak ‘Ilahi Disi Geri Donuyor’ baslikli dosya konusunda goruslerimi paylastigim Pozitif Dergisi’nin Ekim sayisi baskidan cikti. Okumanizi oneriyorum. Daha kapsamli olarak sene basinda yayinladigim ayni konunun arsiv yazimi da linkine buradan ulasabilirsiniz.  
Tüm Yazılar

İnkârın Doğası

İnkâr, öz benliğine zarardır, potansiyelinin külliyen ziyanıdır.

İnkâr, inkârında olduğunu –bu bir kişi olabilir, bu bir korku olabilir, bu bir gerçek olabilir, bu ruhsal yolun olabilir, bu bir yeteneğin olabilir, bu içsel gücün olabilir, bu güvensizliğin olabilir, bu yetersizliğin olabilir, bu öz sevgisizliğin olabilir, bu geçmişin olabilir, bu kendin olabilir- sana hatırlatan herkesi, sözü, davranışı tehdit algılar. Hatta sevgiyi bile..

Eh insanız öyle değil mi? Keşke hayat tahta biblo bir pinokyo gibi hissiz ve kolay olaydı. Tahtasın ya iste, duyduğunu işitmez, gözünün önüne sokulanı cansız gözlerinle görmez, sana sistemine fazla geleni hissetmezdin. Ama arada bizim türe bahsedilmiş önemli bir fark var. Sadece düşünebilen bir varlık olmamız değil yanıldınız, ‘hissedebilen’ canlı kanlı duygu varlığı ‘insan’ oluşumuz. 

İnsanın sistemi en derinde sağ kalım stratejisi üzerine programlı. Varlığımın düzenini, güvenliğini tehdit eden her şeyi çoğu zaman bilinçsizce, sistemim bu sebeple sabote ediyor, bozuyor, kırıyor, dokuyor nihayetinde dışarı atıyor. 

Bunu nasıl yapıyorum? Ego benliğimi (güven alanımı) tehdit eden herkesi, inancı, fikri, görüsü, şeyleri alanımın dışında tutuyorum, reddediyorum, direnç gösteriyorum, diğer bir deyişle o ‘vebali’ bölgeye kendimi kapıyorum. Karantinaya alıyorum kendimi. Bütünü duyabilecekken parçaları duyup kendimce ‘gölgeli’ yanlarımı koruyucu çıkarımlarda bulunuyorum, hakikati görebilecekken inkârın şiddetine gore gördüklerim çarpıklaşıyor yine ‘gölgeli’ yanlarımın yansımalarını görüyorum aynalarımda. Ah hadi hayat böyle kapalı devre geçer mi? Geçiyor, nesillerdir..

img_1_14_1117

İnkârın, bedende ki postürüne baktığınızda statik, durağan, kati, kısıtlı, kapalı ve yerine gore dik yerine gore de aşağı doğru kapanarak küçülen psişik bir postur olduğunu görürsünüz. İnkâr, korkudan beslenir. Bu yüzden ne kendinize inkar ettiklerinizden oturu kızın, ne de kendinin inkârında olanlara öfkelenin. Aksine, inkara sevginin gözlerinden bakabilirseniz orada güvensiz ve korku dolu bir küçük çocuğun varlığını bulursunuz. Bu çocuğu oradan çıkaracak tek şey şefkat ve hoşgörünün varlığıdır. Ancak böyle, kişi inkârlarına bakabilme gücünü ve cesaretini bulabilir. 

İnkâr bulunduğu yerden kendi gitmez, o olduğu yerde sonsuza kadar kalabilir, rahattır orası çok güvenlidir ana kucağı gibi. Onu sadece ve ancak hakikatin-in isigi yakar kul eder. İnkârın böylece Anka kusun olur, onun bir zamanlar seni bozan, fıtratına engel olan doğası başkalarına merhem olur.

Sen yaralı bir şifacıya dönüşürsün…

aLTdsg4tMj6G91VeMkc4RFNA.jpeg
The Phoenix by Danielle Hayes

Gerçek insanlar bir zamanlar inkârında oldukları şeylerin onları güçlendiren bir hayat sınavı olduğunu bilirler ve incinebilirliklerine ragmen konuşabilirler açıklıkla. Boyle insanların kıymetini bilin çünkü onlar kendileri ile karşılaşabilmiş ve en büyük savaşı dışarıda değil içeride vermişlerdir.

Ben bu satırları yazarken ‘bütüne en büyük katkın kendin olmaktan geçer‘ diyen bir koç dolunayının etkisi altındayız. Bu gece ve ilerleyen günlerde yastığınızın altında pusuda bekleyen inkârlarınızı ilgi ile ortaya çıkarın, hoşgörü ile yaklasın şefkatle dinleyin. Sizden ‘sag kalmanız’ için ‘sizin için ne istiyorlar?

Ve artık başkaları için değil kendi yaşamınızın savaşçısı olun.

Zamanıdır. Şimdi!

Tum sevgimle, 

Bilge Inal 

 

Tüm Yazılar

Eylül Ayının Sihri

Eylül ayını sevmeyen var mıdır acaba diye düşünüyorum bazen. Vardır elbet. Güneşin eğilmeye başladığı ama halen yazı hissedebildiğimiz eşikte durduğumuz bir ay Eylül.

Bugün ise gece ve gündüz eşit, yukarıda ise ilişkilerimizde bu dengeli duruşu bizden isteyen bir dolunay var. Yeryüzünün ve gökyüzünün tesadüfi (!) eşleşmeleri mistikseldir, bize küçük dünyalarımızda büyük pencereler açmak için var olurlar. Görebilene, alabilene ne mutlu. Abartılı, çabalı ritüellere gerek yok, sadece bu var oluşu onurlandırmak, göremediğimi görmeye niyet ediyorum demek yeterli. Bir de içsel gözünüzü açık tutacaksınız. Sonrasını izleyin, ilahi adımlar yüreğinize serpilecek ve siz kendinize bir adım daha yaklaşacaksınız.

Eylül ayı gelecek yeni yılımızı, hayat vizyonumuzu planlamaya başladığımız, yaratıcı tohumlarımızı kış toprağının derinliklerinde büyümek üzere ektiğimiz bir ay. Eylül ayı son derece mistik bir enerjiye sahip, kim bilir belki bu yüzden mi bu kadar büyülü. Eğer klasik ‘takvim bilgisi’ ile ilerlemek yerine ‘enerjinin bilgeliğinde’ yapılanmak ve ilerlemek istiyorsak – ki bu doğal döngüye uyumlanmaktır- değerlendirme, yeniden planlama&yapılanma ve yaratıcı enerji ile bir olup yeni yaşamsal alanlarının tohumlarını ekmek için Ocak ayını değil Eylül ayını kullanmamız gerekiyor.

Bugün gündüzün ve gecenin, dişinin ve erilin eşit olduğu, ilişkileri birliğe davet eden bu dolunayın altında yaşamınızı gözden geçirmek ve şu soruları sormak için harika bir pazar;

    Ben gerçekten ne istiyorum?
    İlişkilerimde ne kadar gerçeğim?
    Ben, ‘gerçek ben’ ve ‘kalbimin gerçeği’ ile ne kadar hizadayım?
    Yaratıcı hayatımın besini yerinde mi? İçimdeki ateş ne kadar canlı?
    Yaratıcı benliğimin hayatımda daha çok yer bulması için neler yapabilirim?

2017 Eylül’den beri yaşamınızda ve sizde ne gibi değişimler oldu, benliğinizin hangi odun parçalarını yakabilmişsiniz güzel bir çiçeğe dönüştürmüşsünüz bir bakın. Büyüdünüz mü dürüstçe sorun kendinize? Projelerinizi, hayallerinizi yazın çizin, büyük düşünün, geniş hayaller kurmaktan kendinizi alıkoymayın. Onları gerçeklik çukurunda boğmadan, dozunda gerçeklik algısı ile sınayın. Korkuların ağına taktırmayın. Onları koruyun, bir bebeğin anne karnında rahim duvarlarında korunduğu gibi.

Odağınızı kaybetmiş de olabilirsiniz bu ara, kendinizi kaybolmuş da hissediyor olabilirsiniz. Böyle zamanlarda bu soruları sormak zordur, cevap alamadıkça insan daha çok çaresiz hisseder kendini. Öfkelenir. Anlamsız hayatında bu sorular da anlamını yitirmiştir çünkü. Zorlamayın kendinizi. Anlamı kaybetmişseniz yeni bir anlam çıkmak için hazırda bekliyor demektir. Soruları yine sorun ve içinizden akan bir su gibi incecik geçişini izleyin ve onu öylece midenizin boşluğuna aşağıya derinlere bırakın. Bırakın ki, siz hazır olduğunuzda sezgilerinizin olduğu yerden alt bedeninizden yukarıya kalbinize daha sonra bilincinizin yeri aklınıza doğru yükselsin.

Belirsizliğin içinde beklemek en zorudur. Sabretmek ve hayata devam etmek tek çare. Belirsizlik, boşluk dişil benliğin yeridir, bekleme sürelerine tahammülsüz sürekli eyleme dönmek isteyen ise erilin dişi ile olan temassız-lığıdır. Bunlar içimizde birbiri ile dengede ve uyumda olduğunda, birbirlerine alan tanırlar. Beklemenin ve sabretmenin alanı ile zamanı geldiğinde eyleme geçmenin alanı.

Yeni bir dünya, yeni bir sistem, yeni bir İNSAN’lık yükseliyor önümüzde.

Hepinize hayallerinizi canlı tuttuğunuz ve onları eyleme dökebildiğiniz yeni başlangıçlar, sevgi derinlikli ilişkiler diliyorum..

Benimle 2018 yılının son 4 ayını kalpteki vizyonlarını çalışarak ve onların önündeki psişik engelleri kaldırmak isteyenleriniz bireyselde online paketlerime başvurabilirsiniz.

Tüm sevgimle,

Bilge Inal

Tüm Yazılar

Çocuklarla İlişkimiz Bizim En Büyük Aynamızdır

Bir gun terapi hocalarimdan biri soyle demisti; ‘Cocugunuza verebileceginiz en buyuk armagan kendi cocuklugunuzu iyilestirmek ve kendi ic cocugunuzun duygusal ve ruhsal ihtiyaclarini derinden gorebilmek ve oz sefkatinizle onlari karsilamak’ demisti.

Bunu cok iyi biliyorum cunku ben de kendi icimdeki o yarali minik kizin kayip ruhunun izini surdugumden, buldugumdan ve onun annesi olabildigimden beri disardaki cocuklarla olan iliskim derinlesti, baskalasti ve aslinda gercek bir iliskiye donustu.

Cocuklar salt gercekleri isterler. Bu dedigimi ciddiyetle alin bir kenara. Onlar ‘gorulduklerini’ bildiklerinde uyumludurlar ve dogal halleri olan nesededirler. Cocuklar yasamin canli oldugu her seyi ve her seyi hissederler. Canli olan yani gercek olan – duygu,yaklasim,davranis- gitmisse ya icine kapanir ya da huysuzlasir. Bir cocugun uyumsuzlugunun altinda yatan en buyuk ve en derin gercek onun ‘ruhunun’ gorulmeyisinin derin acisidir. Cocuk boyle bir durumda ciddi bir ruhsal aci ceker. Ve cocuk bilincdisinda aldigi bir kararla bir gun ruhu bedenini terk eder.

Artik sistemin ve bakicilarinin olmasini istedikleri kisi olabilmek daha kolaydir.

Yetiskinlikte bu acinin disavurumu; icki, madde, adrenalin, sex bagimliligi, asiri hirs, rekabet ile kendini kanitlama tutkusu, isyankar tutumlar, agresif-kavgaci olma veya zitti pasif agresif olma, ozguven dusuklugu veya siskin ozguven, bagimli vicik vicik iliskilere yatkinlik veya tam tersi baglanma sorunlari, kimseye guvenememe, emniyet hissinin yoksunlugu, sevgiyi alamama, gosterememe, alisverise, maddeye, markaya, paraya, mevkiye veya guce duskunluk gibi durumlarla kendini gosterir.

Ego kabugu yaş aldıkça kalinlasir, gittikce sertlesir. O narin kalp buz kalibinin icinde oylece kalir. Ani ofke patlamalarinin altindan genelde yarali ve mutsuz bir cocugun hayaleti belirir. Sevmek gormektir oysa. Gorulmeyen cocuk ne yaparsaniz yapin icinde aci ceker.

Cocuklari gorebilmek icin kendinizi gormeniz gerekir once, kendi icinizde yillardir gorulmeyi sarilmayi bekleyen, kaybolan ruh acisinin yasini tutmak isteyen o ic cocuga izin vermeniz gerekir.

Cocuklarla olan iliskimiz bizim en buyuk aynamizdir.

Nerede tahammulunuzu yitiriyorsaniz oraya bakin. Nerede asiri bir hosgoru ile cocugun sinir ihtiyacini cizemiyorsaniz oraya bakin. Orada kendi kayip ve yarali cocuklugunuzu bulacaksiniz.

Hepinizin icindeki o kayip kucuk ruhlarin ellerini sevgimle tutar, kocaman kalbimle selam ederim.

Bilge Inal

Tüm Yazılar

Duyguların Dili Üzerine

Duygularının dilini gerçekten anlarsan eğer, yaşamın dilini de anlarsın. İkisi birbirinden farklı değildir. Yaşam-ın sana duygularınla konuşur, aklınla değil. Sana aradığın cevaplarını sunar.

Fakat duygu dediğin yüzeyde hisettiğin kadar mıdır? Değil elbet.

Erkeklerin derin duygularıyla kopukluğu ataerkil düzenin bir getirisi olarak anlaşılır olsa da, ‘ben duygularımla baglantıdayım’ diyen çoğu kadın bile en derin duygularıyla bağlantıda değildir, yüzleşmekten kaçar.

Kaçınırlar..

Çünkü dipte onları bekleyen derin utanç vardır, tutamadıkları yasların, kayıplarının kederi vardır, yasayamadıkları idealize ettikleri hayatlarının acısı ve öfkesi vardır, ailelerinin veya toplumun beklentilerini yerine getirememiş olmanın derin suçluluk hisleri vardır, dahası atalarının mirası yerini bulamamış, yaşanmasına izin verilmemiş baskilanmiş hisler vardır.

Duyguların dilini kitaplarda, workshop veya egitimlerde, akıl-cıl sohbetlerde veya analizci terapilerde, anti-deprasanlarda, alkol ve benzeri maddelerde bulamazsınız.

Duygu konuşmak istemez, o yaşamak ister. Onu ancak yaşayarak bulabilir ve size bahşedeceği bilgelikten nasibinizi alabilirsiniz.

Duygularınızdan kaçmayın, yüzeye çıkan iyi/kötü tüm hislerinize alan açın. Alan açmak olana olduğu hali ile izin vermekle olur, alan açmak onu yürekten dinlemek ve onunla ‘Bir’ olmakla olur.

Ve duygular bedende yaşar, insanlık bedeninden koparılmıştır çünkü yaşamdan koparılmak istenmiştir.

Duygularına geri dön.

Bedenine geri dön.

Yüreğine geri dön.

Işte o zaman ‘gerçekten yaşadığını’ bir robot olmadığını anlayacaksın.

Derin duyguların canlılığı ve gerçekliği ile,

Bilge Inal

#disibilgelik