Tüm Yazılar

Büyükanneler’den Anne Soyunun Temsilcileri Tüm Kadınlara Mesaj

Binlerce yıldır yeraltına itilen, baskılanmış Tanrıça kültünün dönüşünü simgeleyen Kutsal Dişi enerjisi gezegenimizde gittikçe yükseliyor. Dolayısıyla kadınların sesi de..Bu yükseliş ile ilgili kadim bilgiler bizlere türlü yollar ile aktarılıyor. Kendilerine ‘Büyükanneler’ diye hitap eden yüksek varlıklar bu kanallardan bir tanesi ve onlar İlahi Kadın’ı geri getirmek üzere, kadınların gücünün doğası ile ilgili mesajlarında Anne soyuna ve kadınların yerküreyle yakınlığına çok derin bir şekilde vurgu yapıyorlar.

tears-od-mother-earth

Büyükanneler’in kadınsal gücün doğası ve anne soyu ile ilgili mesajları şöyle;

“Biz Büyükanneleriz. Bu zamanda Kutsal Ana’ya ve gezegene, ulu yini (dişi enerji), İlahi Kadın’ı geri getirmek üzere hizmet ediyoruz. Tüm dünyada soylardan, nesillerden ve atalardan bahsederek kadınların bilincine bazı tohumlar ekmek istiyoruz. 

Birçok insan için soy, nesil ve atalar fikirleri çağdışı, seçkinci ve kısıtlayıcı görünmesine rağmen, neden bu konuyu açtığımızı merak ediyorsunuz. Soy, nesil ve ataların kısıtlayıcı bir şekilde anlaşıldığına katılıyoruz ve bu anlayış şeklinin tam olarak bu şekilde olmaması gerektiğini göstermek istiyoruz. 

Anne’nin soyu ile ilişkili kadınlardan bshediyoruz, çünkü kadınlar kendilerini uzun bir süre babalarının soyu olarak düşündüler, bununla babalarının ait olduğu erkek soyunu kast ediyoruz. Günümüzde bile kız çocuklar atalardan gelen mirasın bir tanımlaması olarak babalarının soy isimlerini alırlar. Bu eski soy fikrine meydan okumak istiyoruz, çünkü birçoğu babanın soyunda doğdu ve bunun ne dereceye kadar bilinçlerine hükmettiğini bile fark etmiyor. 

Kadınların yin güçlerini (dişi güç) keşfetmelerinin gerekli olduğunu vurguluyoruz, çünkü gezegende yang enerjilerinin (eril enerji) aşırı gücüne karşı koymak ve tekrar dengelemek için öne çıkabilecekler sadece kadınlardır. Ancak kadınlar önce, farklı bir çeşit güç kabuğunu üzerlerine almadan önce, kendi içlerindeki yin gücünü keşfetmelidirler.

Vurguladığımız şey erkekleri dışlamak değildir, daha ziyade Anne’nin gücünün temsilcileri olarak Anne’nin soyuyla bağlantılarını vurguluyoruz. Şimdi, soya farklı bir açıdan bakarak erkeklerin güce sahip olmamaları gerektiğini veya olmayacaklarını ima ediyor muyuz? Hayır, bunu kast etmiyoruz. Özetle diyelim ki, bu dünyada erkekler farklı bir yeterlikte hizmet etmek için vardır. Dünya üzerinde yaşamın farklı bir yönünü, farklı bir enerjiyi bünyelerinde bulundururlar. Ancak tüm bu açıklamada odaklandığımız konu kadınların kendisidir, erkekler değil. Anneden gelen soy fikrine ve kadınların O’nun gücünün temsilcileri olduğuna odaklanıyoruz, çünkü kadınların tüm soy fikrini yeniden düşünmesini istiyoruz. “

Büyükanneler’in bu düşündüren ve derinlik içeren mesajlarına Hilary Hart’ın Kadın Bedeninin Spiritüel Gücü isimli kitabında rastladım. Kitapta, onlarla iletişime geçen kişinin; Büyükanneler’in niyetinin, yin (dişi) ve yang (eril) dengesini yeniden sağlayarak gezegene hizmet etmek olduğu vurgusu da yapılıyor.

Uyanışta olan her kadın ve erkeğin açık bir kalp ve zihin ile okumasını ve sindirmesini diliyorum.

Kutsal Ana’ya ve İlahi Kadın’ın dönüşüne,

Bilge

Not: Lütfen metinlerin içinden paylaşımları yaparken kaynak, tam isim soyad ve linki de ‘ana kaynağı’ onurlandırmak ve saygınızı sunmak için belirtin. Tüm bu mesajlar ve paylaşımlar sevgi ile üretiliyor. Anlayışınız ve işbirliğiniz için şimdiden teşekkürler!

Advertisements
Tüm Yazılar

Açılmayan Kanatlar Uçmayı Bilmez

eagle_woman_by_joelremy222-d5olx9z
Ördek sürüsünde büyüyen yavru kartalın hikayesini bilir misiniz? Bir avcının kartal yumurtasını yuvasından alıp ördek yumurtalarının arasına yerleştirmesi ile başlar hikaye…

Yavru kartal, ördek kardeşlerinin yanında hiçbir zaman kendini ailesine “ait” hissedemez, kardeşleri de onu kendilerine benzemediği için sürekli küçümser, alay konusu haline getirirler. Yavru kartalın, kardeşlerinden farklı olarak içinde derinlerde bir yerde uçabileceğine dair bir içgüdüsü, engin bir özgürlük duygusu vardır. Ama o bunu görmezden gelir. Denemez bile. Çünkü o ördektir ve ördekler uçamaz. Denemeye kalksa bile, farklı olduğunu iyice ortaya çıkaracağı için, bu, onun daha da dışlanmasına neden olabilir. Annesi komşularının meraklı ve yargılayıcı bakışlarından rahatsız olduğundan, diğerlerinden daha farklı bu yavrusunu uyumlu sorun çıkarmayan bir ördek olmaya telkin eder. Yavru kartalın, farklılığı artık onun kabusu olmuştur. Farklılığı onun kendi içsel potansiyelinden, özgür ruhundan uzaklaşmasına neden olmuştur. Uyumlu, söz dinleyen, komşularının dikkatini çekmemek için uslu bir kartal olarak büyürken küçülmüştür. Bir gün, sürüsünden ayrıldığı kadersel bir anda, hayatın o şefkatli eli onu bir dağın yamacına sürükler ve usulca iter karanlık boşluğa doğru. O karanlık an onun aydınlığıdır. Kartal, boşluğa düşerken tüm yaşamı gözünün önünden geçer, ölmektedir, ucurumdan aşağıya doğru düşmektedir. Bu ölüm değildir de nedir? Kendini ördek sanan kartal tam yere çakılmak üzereyken bir mucize olur. Kanatları açılır, önce yavaş ürkek, sonra biraz daha geniş, hızlanarak daha da yükselmesini sağlayarak. Ardından, açılmış engin kanatlarının varlığını keşfin farkındalığında haz ile yükselerek..Şaşkın ama mutlu. Ait olduğu gökleri bulmanın coşkusu ile özgürce engin göklerde süzülerek..

Ana Tanrıça’nın kızları Ata-erkil ailenin ve toplumun içine özgür dişi ruhları ile gelirler. Onlar en küçük yaşlarında en çok sevilirler çünkü henüz ışıldayan güzellikleri masum, özgür ruhları sistemi bozacak güçte değildir. Tatlı cadıdırlar ve bu henüz rahatsızlık vermez. Serpilmeye, büyümeye başlarken ataerkil sistemin en güçlü yazılımı “ehlileştirme” programı devreye girer. Farklılığı, göz kamaştıran ışığı, asiliğinin içindeki gücü, neşeli doğası, bağımsız özgürlüğü başkalarının onun hakkında konuşmasına, bütün gözleri üzerine çekmesine ve hatta kötü niyetli eril bakışlarca zarar görmesine neden olacağı için annelerinin uyumlu ve uslu kızları olmak üzere eğitilirler. Sistemde tanrıça ışığını kapamış anneler, aynısını kızlarına da öğretmektedir çünkü tek bildikleri budur. Anne ne kadar sisteme uyumlu ise kızının ışığını aynı oranda bilmeden kapayacaktır.

Işığını kaparsan güvendesindir.

Işığını kaparsan ailene ve başkalarına sorun olmazsın.

Işığını kaparsan zarar görmezsin.

Işığını kaparsan topluma kabul edilirsin.

Işığını kaparsan iyisindir.

Tüm bunlar ataerkil sistemin kartal ruhlu kadınlardan istedikleridir, içinde uyumakta olan anarşist tanrıça uyanmasın diye.

Ana Tanrıça’nın kızları büyülü bir kartal olduklarından bihaber ördek sürüsünün içinde yıllarca acı çekerler, neden sürüden farklı olduklarını bir türlü anlayamazlar. Hep onlar mıdır ilişkilerinde sorunlar yaşayacak, yalnız hayatlar kuracak, biraz seslerini yükseltseler şiddet görecek, fikirlerinden ötürü ayıplanacak, yargılanacak, dışlanacak, öz güvenlerinden, güzelliklerinden şüphe duyacak, yeteneklerini uyum, sevilme, aidiyet hissi uğruna feda edecek ve renkli dünyalarından ilham olan hayallerine uzaktan bakacak olan?

the_woman_and_the_eagle_by_utesmile-d6bbdca

Ait olmadıkları komünün içinde bağ kurmaya çalıştıkları için kendilerini azımsarlar, kabul görmek uğruna “onay alma” temel motivasyonları olur. Yarattıkları hayatlar, yaptıkları seçimler sürüden onay aldıkça güzeldir. Sistem içlerine farklılığın “utancını” ve farklılığın “suçluluğunu” salmıştır. Ne ilginçtir ki; Ana Tanrıça’nın kızlarını Ana’dan ancak bu iki temel duygu ayırabilir. “Utanç ve suçlu hissetmek.” Işığından utan, her ay adet görmekten utan, hata yaparsan utan, güzel olduğun için utan, çok çalışmazsan suçluluk duy, başarısız olursan kendini cezalandır, mükemmel olmazsan öl, her şeye yetişemediğin için suçluluk duy, süper eş ve anne olamadığın için suçluluk duy, özgür içinden gelen deli dolu hallerini bastır, utan, suçluluk duy, dişi tarafından utan, ailenin ve toplumun onay vermediği bir hayat kurarsan utan, diğerlerinde olmayan sende olan her şey için suçluluk duy. Liste böyle uzar gider…

Bugün ördek sürülerinin içinde, özünde taşıdığı kartala uyanmakta olan hala daha utanç ve suçluluk hissiyatlarında hapis hayatlar yaşayan pek çok kadın var. Tanrıçanın şefkatli ve kararlı eli; ruhu hazır, yaşamının içinde sırası gelen kadınları gitmeye en çok korktukları dağın uçurumuna doğru itmekte. İtmeye de devam edecek. En çok korktukları ile onları yüzleştirerek. Karanlığın içine atarak.

Çünkü karanlığımız aydınlığımızdır.

Çünkü Tanrıça karanlıkta buluşur kızları ile, onları karanlık koynuna alır, karanlığın içinde soyar, yıkar, saçlarını tarar, şifalı kremlerini sürer, bir bebek gibi yeniden büyütür diriltir. Ana Tanrıça’nın elinin değdiği kadınlar kendilerini yeniden yaratmaktadırlar. Onun eli dönüştürür, onun eli şifadır, onun eli arınmış güçtür.

Andre Gide’nin dediği gibi;

Açılmayan kanatlar uçmayı bilmez.

images (12)Bir uçurumun eşiğinde olabilirsiniz, şu an halen düşmekte olabilirsiniz, düşmüş ve kırılan kemiklerinizin üzerine şifa şarkıları söylüyor onları yeniden bir araya topluyor olabilirsiniz veya yavaş ve ürkek kanatlarınızı açmış yükseliyor olabilirsiniz. Hangi aşamada olursanız olun bilin ki, Tanrıça’nın sevgili şefkatli eli üzerinizde. Utancı, suçluluğu, kendine ceza vermeyi, kurban rollerinizi yıllarca üzerinizde külçe gibi taşıdınız. Size ait olmayan bu ağır ve çirkin giysileri çıkarın artık. Bırakın Tanrıça giydirsin sizi rengarenk, hafif ve ipeksi kumaşlarla. Kanatlarınızın daha da güçlenip engin bir kartal gibi tepelerde süzüleceğinize güvenin, çünkü siz o’nun yansımasısınız, siz o’sunuz. Umut sizin kızkardeşinizdir.

Siz, açılmayacağına inandığınız açılan kanatlarınız ile diğer yavru kartallara ilham olansınız.

Dişi bilgelik ile kalın,

Bilge Inal

 

**Kartal Ruhlu Kadınlara Özel Dönüşümsel Program için tıklayın

Tüm Yazılar

Sürgülenen Kapılar Açıla

opentheheartdoor

Dişil bilgelik kalbin bilgeliği ile hareket eder. Hayatlarımızda gerçekleşmesini arzu ettiğimiz en derin niyetlerimizin yaratımını el ele, kola kola, diz dize yaparlar. Kalbimiz,  fiziksel varlığımızın sürebilmesi için hayati bir organımızdır ancak “O”; bir organdan çok daha fazlasıdır..

Ruhumuzun evidir, Büyük Ana’nın, Ana Tanrıça’nın evidir. Dişil bilgeliğin öz yuvası rahimden sonra gelen; içinde rahat ettiği, yemeğini şarkılar söyleyerek pişirdiği ve aşını, misafir ettiklerine cömertlikle sunduğu evdir. Evin temiz, canlı, diri olması kapının açıklığı ile bağlantılıdır. Kapı kapalı ise Büyük Ana Tanrıça da dışarıda kalmıştır. Büyük Ana Tanrıça ise yaşamın ta kendisidir. İçinde yaşam olmayan en güzel evlerin bile zamanla eskiyip, dökülmesi gibi ruhun evi de dökülür, yavaş yavaş karanlık çöker, büzüşür, kilitler bozulur, küflenir, kendini hayatın cömertliğine de kapamış olur.

“Bir kişiye, bir olaya, bir yaşanana kapanan kapı aslında tüm dünyaya kapanmıştır. Dışarıda kalan tüm evrenimizdir..”

Bu nedenle kalp kapımızın açık olması hayati önem taşıyor, çünkü;

Onun enerjisi varlığımızın tüm sırlarını saklıyor içinde. Kalbin akılların ötesinde bir matematiği, zekası var.Varlığımızın en derin tarafıyla bağlantı halinde olan kalbimizin yaydığı titreşimler, rezonans alanı bugün Stanford Üniversitesi’nde Institute of HeartMath‘da inceleme konusu.

Yaşanılan acılar, travmalar, hayal kırıklıkları, sevgisiz ortamların varlığı kapıyı sürgülememiz için yeterince güçlü sebepler ancak tüm bunlara rağmen kapıları kapatmamak ise ruhlarımızın ev ödevi. Paradox işte!

Sürgüyü herhangi bir sebepten ötürü çektiğimizde neler oluyor peki?

  • Hayatın sürpriz/tesadüf diye adlandırdığımız mucizevi oluşumlarına da kendimizi kapatmış oluyoruz.
  • Hayatla akış içinde olmakta zorlanıyoruz. Akışın hediyelerini almayı reddetmiş oluyoruz.
  • Arzularımızı sadece zihinle, kontrolümüz dahilinde yaratabileceğimize inanıyoruz. Zihinden yarattığımız her şey dualiteyi beraberinde getiriyor. Dolayısıyla hiç bir zaman tatmin olmuyoruz.
  • Doğayla, canlılarla, insanlarla bağlantımız kopuyor. Görünenin ardındaki gerçekliği göremez oluyoruz. Kalp gözümüz kapanıyor.
  • Canlılığımızı, derin duygularımızı hissedemiyoruz, bir nevi donduruyoruz kendimizi. Fiziksel rahatsızlıklarımıza temel oluşturmuş oluyoruz. Özellikle kalp rahatsızlıkları genelde kapıların uzun bir süre kapalı kalmasından kaynaklanıyor.
  • Kolaylıkla yargılıyoruz, suçluyoruz.
  • Stres, olumsuz duyguların etkisine çok çabuk giriyoruz.

ve en en önemlisi “Kalbimizin Bilgeliğinden”, “Saf Yaratım Gücümüzden” ve “Canlı bir Hayattan” kendimizi mahrum bırakıyoruz. 

Photo: flatworldsedge
Photo: flatworldsedge
Kalbin kapılarını açmanın en güçlü iki anahtarı “affetmek ve şükretmek”.

İçinden geçtiğimiz çağ dişi bilgeliğin, kalpten yaşamanın zamanı, ona uyumlanmak, kapıdaki sürgüleri açmak ise bizlerin özgür seçimi.

Biz seçmiyorsak hayat bize o kapıyı açmamız için gerekli uyarıları gittikçe artan bir şiddet ile gönderiyor ve göndermeye devam edecek.

 

 

O nedenle yol yakınken, hala zamanımız varken kapıların sürgüsünü kaldıralım, anahtarlarımızı kullanalım, ödevlerimizi yapalım..

Kalbimden kalbinize,

Bilge Inal