Tüm Yazılar

Bazıları bana ‘Doğa’ der, bazıları ise ‘Doğa Ana’

Ben ona Doğa değil, Doğa Ana diyenlerdenim çünkü o gerçekten ana.

O, besleyen. O, yuva. O, nefes. O, dişi. O, canlı. 

Ve o, bizimle türlü şekil ve aracılarla konuşuyor aslında. Ve onun biz insanlara gerçekten ihtiyacı yok, fakat bizim ona var. Julia Roberts’in Doğa Ana’ya ses verdiği bu video beni çarptı.

Evet o burada bizimle konuşuyor…İzleyin, dinleyin..

***

Bazıları bana Doğa der, bazıları ise Doğa Ana..

Ben 4,5 milyar yıldır buradayım, sizden 22,500 yıl daha uzun bir süredir

Benim gerçekte insanlara ihtiyacım yok ama insanların bana var.

Evet geleceğiniz bana bağlı.

Ben iyi bir şekilde serpildiğimde, siz de serpilirsiniz.

Ben sarsılırsam siz de sarsılırsınız.

Ben evrenin yaşı kadar buradayım ve sizden daha büyük canlıları besledim ve sizden daha büyük canlıları aç bıraktım.

Benim okyanuslarım,

Benim toprağım,

Benim akan ırmaklarım,

Benim ormanlarım,

Hepsi sizi alabilir ya da bırakabilir.

Bana saygı duyun duymayın, her günü nasıl yaşayacağınıza dair yaptığınız seçim, benim için gerçekten önem arz etmiyor.

Kaderinizi sizin eylemleriniz belirleyecek, benimki değil.

Ben Doğa’yım.

Ben devam ederim.

Ben evrimleşmek için hazırlıklıyım, ya Siz?

 

Advertisements
Tüm Yazılar

Mağaradaki Kadın

meadowsgreenBıktım dedi kadın oturduğu yerde, kızgın, çaresiz, ateş saçan ve bir yandan derin bir üzüntü gizleyen gözlerle. Kalbimin tam ortasında sanki bir taş var, uzun zamandır taşıyorum onu,  kurtulmak istiyorum artık ondan dedi. Yeter! diye haykırdı gözyaşları içinde.

Bilmiyordu, artık içindeki kadın ile yüzleşip barış yapma vakti gelmişti. Kim bilir ne zaman koymuştu o taşı oraya kendi elleriyle, hatırlasın diye, dönerken yuvaya iz sürebilsin diye..

Korkma dedi diğer kadın, yumuşaklıkla, şefkat taşan ve anlayan gözlerle ona bakarak. Hazırlan, yer altına iniyoruz.

Ve birlikte kadın bedeninin sunduğu o zamansız tünele girdiler. Doğa Ana’nın en değerli hazinelerini koynunda sakladığı gibi o da kendi hazinelerini ancak kendi yer altı tünellerine giderek bulabilecekti. Kalbine yerleştirdiği o taşın ardında yüzleşmek istemediği, unutmak istediği, reddettiği yanlarını tutuyordu. Gölgeler diyarında tüllerin ardındaki hayaletlerini..

Korkuyordu ama cesurdu. Kararlıydı, inecekti kendi yer altı tünellerine, artık yüzleşecekti, özgür olmak istiyordu.

Taşın rehberliğinde doğanın rahmi olan mağaraya iner gibi kendi mağarasına indi. Yaşamlar boyu biriktirdiği tüm acıları, yıkımları, felaketleri, savaşları, şiddetti, kaybettiği, doğmamış çocuklarını, savaşta yitirdiği aşklarını, eşlerini, kız kardeşlerinden koparılışını, kadınların tecavüzünü, doğanın tecavüzünün acısını buldu orada, izledi, sessizce derinden ağlayarak..

Ağladı, ağladı, ağladı..Hatırladı..

Ataerkilin hüküm sürdüğü tüm zamanlarda gördüğü zulmü hatırladı. Kadınların, dişinin, kızkardeşlerinin çektiği ıstırapları yüreğinin derinliklerinden hissetti, içi acıdı. Hatırladı..Anladı… Neden kendini, duygularını, bedenini bir buz kütlesi gibi dondurduğunu anladı. Kolay değildi acıyı hissetmeyi seçmek, bunca zaman o acıyı anımsamamak için bedenini ve kalbini kapamıştı, dondurmuştu en canlı, alıcı yerlerini..

Birden sıcaklık yayıldı vücuduna, acı beraberinde merhemini de getirmişti. Acı kadim bir dosttu, sadık, iyileştiren, şifa veren..Donmuş, buz tutmuş yerleri merhem yayıldıkça erimeye başladı, kalbi çözülmeye başladı. Mağaranın dilsiz duvarları ona kendi bütünlüğünü geri verdi.

Oturdu orada bir müddet daha, mağaranın tam merkezinde.  Ağlarken gülüyordu, gülerken ağlıyordu..Gözyaşları bu kez ona yük olmak women-sillouette1-233x300yerine hafifletiyordu, canlandırıyordu tüm hücrelerini. Artık dönmeye hazırdı. Ayağa kalktı, mağaranın girişine doğru yürüdü ve çıktı. Güneş yaktı gözlerini. Sanki tüm doğa neşesine ortaktı, onunla birlikte canlanmıştı. Yoksa doğa hep canlıydı da, o mu fark etmemişti bugüne kadar.

Rüzgarın ılık dokunuşunu hissetti yüzünde, hayat yeniden başlıyordu..Gülümsedi an’a, gülümsedi geleceğe, gülümsedi geçmişe..Özgürdü artık..

 

 

 

 

 

 

Tüm kadınlara,

Bilge