Tüm Yazılar

En Derin Çalışma En Karanlık Olandır

soil

 

Bireyleşmenin en az tartışılan yönlerinden biri, psişenin karanlık köşelerine bütün gücümüzle ışık tutarken ışık almayan yerlerin, gölgelerin giderek daha fazla karanlığa gömülmesidir. Böylece psişenin bir bölümünü aydınlatırken, sonuçta, ortaya, savaşacağımız daha koyu bir karanlık çıkar. Bu karanlık kendi haline bırakılamaz. Anahtar ve sorular, gizlenemez ya da unutulamaz. Bunların sorulması gerekir. Ve yanıtları da verilmelidir. 

En derin çalışma, genellikle en karanlık olandır. 

Cesur bir kadın, akıllanan bir kadın, en zayıf psişik toprakları geliştirecektir, çünkü psişesinin sadece en iyi topraklarını imar ederse, sahip olduklarının en azına sahipmiş gibi görünecektir. Öyleyse, en kötüsünü araştırmaktan korkmayın. Bu sadece yeni içgörüler yoluyla ruh gücünün artmasını sağlar ve kişinin hayatıyla benliğini yeniden gözden geçirmesine olanak tanır. 

Böyle pisişik türden toprakların geliştirilmesi Vahşi Kadın’ı aydınlatır.

O, karanlıkların en karanlığından bile korkmaz, hatta aslında karanlıkta görünür. Sakatattan, süprüntüden, çürümeden, pis kokudan, kandan, soğuk kemiklerden, ölen kızlardan veya cani kocalardan korkmaz. Bunları görebilir, bunlara katlanıp çare bulabilir. ”

Clarissa P. Estes, Kurtlarla Koşan Kadınlar

***

autumn_goddess-250x373Dişi Bilgelik, feminen ışık, bir kadının bireyleşme yolunda en karanlık, en koyu mahzenlerinde saklar kendini. Kendi psişesi üzerine durmak bilmeden çalışan kadınların bir noktada tıkandıkları ve gözden kaçırdıkları en mühim şey, içsel dünyalarında bir yere büyük miktarda ışık tutarken, Estes’in dediği gibi bir diğer yanının daha fazla karanlığa gömülmesidir. Bu öyle bir hal alır ki, diğer yanlar karanlığa gömüldükçe daha çok ortaya çıkma ihtiyacı duyar. Kadının bedeninden, derisinden, dilinden, gözlerinden inceden çamur gibi sızar, kendini belli eder. Tıkanılan bu noktaya gelmek ise ruhun öğreniminin bir parçasıdır, o engeli yine biz oraya koymuşuzdur. Kör olan gözlerimiz biraz daha aydınlansın, açılsın diye.

Bu yüzden en derin çalışma en karanlık olandır. En karanlık olan, en cesaret isteyen en kırılgan çalışmadır aynı zamanda…

Cesur Ruhlar;

Psişenizin en derinlerini, en karanlık yerlerini araştırmaktan korkmayın. Toprağınızı kazın, havalandırın, sulayın, gerekli bakımı yapın, ışık almasını sağlayın. İçimizde var olan Tanrıça’ya, Vahşi Kadın’a, Kutsal Dişiye ancak bu şekilde ulaşabiliriz. Çünkü o en derin karanlığın içinde bekler bizleri. Yaradılış böyledir, kadın kazdıkça toprağı “altını” bulur.

Toprağı kazdıkça, gölgelerimiz ışık alır, gelecekle ilişiğimiz kalmaz, “an” hiç olmadığı kadar yakındır, an’dır. An’ızdır. An olmuşuzdur. Kendimize kavuşmuşuzdur. 

Dişi Bilgelik ile,

Bilge

Advertisements
Tüm Yazılar

Mağaradaki Kadın

meadowsgreenBıktım dedi kadın oturduğu yerde, kızgın, çaresiz, ateş saçan ve bir yandan derin bir üzüntü gizleyen gözlerle. Kalbimin tam ortasında sanki bir taş var, uzun zamandır taşıyorum onu,  kurtulmak istiyorum artık ondan dedi. Yeter! diye haykırdı gözyaşları içinde.

Bilmiyordu, artık içindeki kadın ile yüzleşip barış yapma vakti gelmişti. Kim bilir ne zaman koymuştu o taşı oraya kendi elleriyle, hatırlasın diye, dönerken yuvaya iz sürebilsin diye..

Korkma dedi diğer kadın, yumuşaklıkla, şefkat taşan ve anlayan gözlerle ona bakarak. Hazırlan, yer altına iniyoruz.

Ve birlikte kadın bedeninin sunduğu o zamansız tünele girdiler. Doğa Ana’nın en değerli hazinelerini koynunda sakladığı gibi o da kendi hazinelerini ancak kendi yer altı tünellerine giderek bulabilecekti. Kalbine yerleştirdiği o taşın ardında yüzleşmek istemediği, unutmak istediği, reddettiği yanlarını tutuyordu. Gölgeler diyarında tüllerin ardındaki hayaletlerini..

Korkuyordu ama cesurdu. Kararlıydı, inecekti kendi yer altı tünellerine, artık yüzleşecekti, özgür olmak istiyordu.

Taşın rehberliğinde doğanın rahmi olan mağaraya iner gibi kendi mağarasına indi. Yaşamlar boyu biriktirdiği tüm acıları, yıkımları, felaketleri, savaşları, şiddetti, kaybettiği, doğmamış çocuklarını, savaşta yitirdiği aşklarını, eşlerini, kız kardeşlerinden koparılışını, kadınların tecavüzünü, doğanın tecavüzünün acısını buldu orada, izledi, sessizce derinden ağlayarak..

Ağladı, ağladı, ağladı..Hatırladı..

Ataerkilin hüküm sürdüğü tüm zamanlarda gördüğü zulmü hatırladı. Kadınların, dişinin, kızkardeşlerinin çektiği ıstırapları yüreğinin derinliklerinden hissetti, içi acıdı. Hatırladı..Anladı… Neden kendini, duygularını, bedenini bir buz kütlesi gibi dondurduğunu anladı. Kolay değildi acıyı hissetmeyi seçmek, bunca zaman o acıyı anımsamamak için bedenini ve kalbini kapamıştı, dondurmuştu en canlı, alıcı yerlerini..

Birden sıcaklık yayıldı vücuduna, acı beraberinde merhemini de getirmişti. Acı kadim bir dosttu, sadık, iyileştiren, şifa veren..Donmuş, buz tutmuş yerleri merhem yayıldıkça erimeye başladı, kalbi çözülmeye başladı. Mağaranın dilsiz duvarları ona kendi bütünlüğünü geri verdi.

Oturdu orada bir müddet daha, mağaranın tam merkezinde.  Ağlarken gülüyordu, gülerken ağlıyordu..Gözyaşları bu kez ona yük olmak women-sillouette1-233x300yerine hafifletiyordu, canlandırıyordu tüm hücrelerini. Artık dönmeye hazırdı. Ayağa kalktı, mağaranın girişine doğru yürüdü ve çıktı. Güneş yaktı gözlerini. Sanki tüm doğa neşesine ortaktı, onunla birlikte canlanmıştı. Yoksa doğa hep canlıydı da, o mu fark etmemişti bugüne kadar.

Rüzgarın ılık dokunuşunu hissetti yüzünde, hayat yeniden başlıyordu..Gülümsedi an’a, gülümsedi geleceğe, gülümsedi geçmişe..Özgürdü artık..

 

 

 

 

 

 

Tüm kadınlara,

Bilge