Tüm Yazılar

Kadına Dair Neşeli Bir Yaradılış Hikayesi

she-is-a-goddess

Tanrı kadını yaratırken, bir melek gelmiş yanına ve şöyle sormuş;

“Neden onun üzerinde daha fazla zaman harcıyorsun?”

Tanrı cevaplamış;

“Onu şekillendirirken oluşturmam gereken tüm spesifik özellikleri fark ettin mi?”

“Kadının, her tür durumda tüm fonksiyonları işlemeli, aynı anda pek çok çocuğu kucaklayabilmeli,

Zedelenmiş bir dizden, kırılmış bir kalbe kadar şifalayabilen bir ele ve sarılışa sahip olmalı,

Tüm bunları sadece iki elle yapmalı, hastayken kendini tedavi edebilmeli ve bir günde 18 saat çalışabilmeli.”

Melek çok etkilenir. Şaşkınlıkla;

“Tüm bunları sadece İKİ EL ile mi? Bu imkansız! Peki, bu standart bir model mi?” diyerek Tanrı’nın şekil vermekte olduğu kadının yanına sokulur ve ona dokunur.

Melek;

“Ama Tanrım onu çok yumuşak yapmışsın.”

“Evet, o yumuşaktır” der Tanrı ve devam eder;

“Fakat onu güçlü yaptım. Onun ne kadar dayanıklı, tahammüllü ve sabırlı olduğunu, nelerin üstesinden gelebileceğini tahmin bile edemezsin.”

Melek;

“Peki o, düşünebilir mi?”

Tanrı yanıtlar;

“Tabii ki! Hatta, sadece düşünmekle kalmaz, nedenleri analiz edebilir, müzakereler yapabilir.”

Melek, kadının yanaklarına dokunur.

“Tanrım, öyle görünüyor ki bu yaradılışta çatlaklar oluşmuş, su sızdırıyor! Ona çok yüklenmişsin.”

“Hayır, o su sızdırmıyor, bunun adı gözyaşı” diye düzeltir Tanrı.

Melek sorar;

“Peki, gözyaşı ne işe yarar?”

“Gözyaşları onun kederini, acısını, şüphelerini, sevgisini, mutluluğunu, yalnızlığını, hüznünü, gururunu ifade etme biçimidir.” diye yanıtlar Tanrı.

Melek bundan çok etkilenir.

“Tanrım sen bir dahisin. Her şeyi düşünmüşsün. Bir kadın kesinlikle olağanüstü bir varlık.”

Tanrı;

“Evet, kesinlikle öyle. O, bir erkeğin aklını başından alabilir. 

Problemleri çok iyi yönetebilir ve omzunda ağır yükler taşıyabilir.

Mutluluğu, sevgiyi ve fikirleri, görüşleri aynı anda ele alabilir.  

Çığlık atmak isterken gülümseyebilir.

Ağlamaklı iken şarkı söyleyebilir, mutluyken ağlayabilir ve korkarken kahkaha atabilir. 

İnandığı şey için savaşır. 

Sevgisi koşulsuzdur. 

Sevdiklerini kaybettiginde veya ihanete uğradığında kalbi kırılır fakat hayata devam edecek gücü yine kendinde bulur.

“O zaman o, mükemmel bir varlık öyle değil mi?” diye sorar Melek.

“Hayır değil.” der Tanrı.

“Onun sadece bir kusuru var. O da, çoğu zaman ne kadar değerli olduğunu unutur.”

Bu neşeli hikaye bize dişilin temel veçheleri ile ilgili pek çok şey anlatıyor. Biz kadınlar kendi değerimize sahip çıktıkça dişinin değerine sahip çıkacak nesiller yaratacağız. Unutmayalım ki, dişi kıymet gördüğü yerde çiçeklenir, bereketlenir, yeşerir, yeşertir. 

Bu kısa, öz ve keyifli yaradılış hikayesini değerli bulduğunuz tüm kadınlarla paylaşmanızı diliyorum.

Sevgiyle,

Bilge İnal

 

 

 

 

Tüm Yazılar

Kendini Kaybedercersine Gülmek; Kara Yüreği Arındıran İlaç

EAVNIWct63U

Dünyada ve Türkiye’de insanlığın sınandığı şu günlerde; daha bilinçli, barış ve sevgi içinde nasıl bir arada yaşayabiliriz sorularına cevap bulmamız gerekirken, devletin başındakiler değil bunlara kafa yormak, kadının iffetini kahkahaların desibeli ile ölçmeye devam ede dursunlar…Bozulmuş ataerkil enerjinin ses ve vucüt bulduğu bu açıklamalara, davranışlara çok şaşırmasam da, dişinin onurlandırıldığı bir dünyaya uyanma hayalimi canlı tutmaya çalışıyorum.

Hal böyle olunca, tam da gündem kahkahaya odağını vermişken; şu an okumakta olduğum benim için başucu ve büyülü bir kitap olan ve hatta zaman zaman kahkahalarla okuduğum Kurtlarla Koşan Kadınlar’dan (Ayrıntı Yayınları, Yazar Clarrisa P.Estes) bir bölüm paylaşmak istiyorum. İlginçtir ki, Arınç bu talihsiz sözlerini sarf etti, kitapta bu aralar sırası gelen okuduğum bölüm kadınların karından gülmeleri ile ilgiliydi..Tesadüfün böylesi diyeceğim tesadüflere inanmasam da..

Kitabın yazarı, psikanalist Jung’cu Clarissa P.Estes bakın neler diyor kadınların en güçlü ilaçlarından biri olan kendini kaybedercesine gülmek hakkında;

” (…) bir kadının sahip olabileceği en iyi ilaçlardan biri olan karından gülmektir. Kaffeeklatsch’ın (kahve sohbetleri) kadınların bir araya gelmeleriyle ilgili törenlerin bir kalıntısı olduğunu düşünmüşümdür hep. Eskiden olduğu gibi kadınların bağırsaklarından konuştukları, gerçekleri söyledikleri, kendilerini kaybedercesine güldükleri, daha canlı ve neşeli hissettikleri, her şey yoluna girmiş olarak eve döndükleri bir karın konuşması törenidir bu.

Kimi zaman kadınların birbirleriyle yalnız kalabilmesini sağlamak için erkekleri uzaklaştırmaya çalışmak çok güç bir iştir. Sadece şunu biliyorum: Eski zamanlarda kadınlar “balık tutma gezisine” gitmeleri için erkekleri yüreklendirirlerdi. Bu fi tarihinden beri tüm kadınların ya kendileriyle ya da diğer kadınlarla yalnız kalabilmek amacıyla erkeklerin bir süreliğine uzaklaşmalarını sağlamak üzere kullandığı bir hiledir. Kadınlar ara sıra kendileriyle ya da diğerleriyle baş başa, sadece kadınca bir atmosferde yaşamak isterler. Bu, doğal bir kadın döngüsüdür.

Erkek enerjisi güzelaughing-old-womenldir. Güzelden öte de görkemlidir, yücedir. Ama kimi zaman çok fazla Godiva çikolatası yemeye benzer. Bir kaç gün için de olsa temiz ve soğuk bir pirinç pilavı ile tabağı temizlemek için temiz ve sıcak bir et suyu çorbasını özleriz. Ara sıra bunu yapmalıyız.

Ayrıca küçük karın tanrıçası Baubo (kitapta anlatılan mitolojik bir öykünün kahramanlarından) bir parça müstehcenliğin, depresyondan çıkılmasına yardım edebileceği gibi ilginç bir fikri ortaya atar. Kadınların birbirlerine anlattıkları öykülerden kaynaklanan bazı gülme çeşitlerinin, tamamen tatsızlaşacak kadar edepsizce olan kadın öykülerinin libidoyu tahrik ettiği doğrudur. Bunlar bir kadının hayata ilgisini yeniden tutuşturur. Karın Tanrıçası ve karın gülmesi elde etmeye çalıştığımız şeylerdir. (…) Neşeli, “kirli” öykü (kirli kelimesi burada kadınlar arası anlatılan karından gülmeyi sağlayan müstehcen öyküleri simgelemek üzere kullanılıyor) sadece depresyonu yok etmekle kalmaz, kara yüreği öfkeden arındırarak, öncekinden daha mutlu bir kadın bırakır. Deneyin, göreceksiniz.”

Devlet büyüklerimiz (!) iffetli kadın totemini hala bilinçlere zorla yerleştirmeye çalışsınlar, biz kadınlar yazarın dediği gibi kara yüreğimizi öfkeden arındırmak, daha canlı ve neşeli, mutlu kadınlar olmak için karından gülmeye devam edelim, sadece kadın çevremizle paylaşabileceğimiz kirli öyküleri anlatalım. Yapmıyorsak başlayalım. Kadın çemberleri kuralım.

laugh

Çünkü;

Mutlu kadın demek, mutlu erkekler demek, mutlu çocuklar demek, mutlu bir toplum demek, üretken taze ve bol besin veren bir doğa demek, mutlu canlı kanlı bir nesil demek..

Kahkaha ile,

Bilge

 

 

 

 

 

 

 

Tüm Yazılar

Mağaradaki Kadın

meadowsgreenBıktım dedi kadın oturduğu yerde, kızgın, çaresiz, ateş saçan ve bir yandan derin bir üzüntü gizleyen gözlerle. Kalbimin tam ortasında sanki bir taş var, uzun zamandır taşıyorum onu,  kurtulmak istiyorum artık ondan dedi. Yeter! diye haykırdı gözyaşları içinde.

Bilmiyordu, artık içindeki kadın ile yüzleşip barış yapma vakti gelmişti. Kim bilir ne zaman koymuştu o taşı oraya kendi elleriyle, hatırlasın diye, dönerken yuvaya iz sürebilsin diye..

Korkma dedi diğer kadın, yumuşaklıkla, şefkat taşan ve anlayan gözlerle ona bakarak. Hazırlan, yer altına iniyoruz.

Ve birlikte kadın bedeninin sunduğu o zamansız tünele girdiler. Doğa Ana’nın en değerli hazinelerini koynunda sakladığı gibi o da kendi hazinelerini ancak kendi yer altı tünellerine giderek bulabilecekti. Kalbine yerleştirdiği o taşın ardında yüzleşmek istemediği, unutmak istediği, reddettiği yanlarını tutuyordu. Gölgeler diyarında tüllerin ardındaki hayaletlerini..

Korkuyordu ama cesurdu. Kararlıydı, inecekti kendi yer altı tünellerine, artık yüzleşecekti, özgür olmak istiyordu.

Taşın rehberliğinde doğanın rahmi olan mağaraya iner gibi kendi mağarasına indi. Yaşamlar boyu biriktirdiği tüm acıları, yıkımları, felaketleri, savaşları, şiddetti, kaybettiği, doğmamış çocuklarını, savaşta yitirdiği aşklarını, eşlerini, kız kardeşlerinden koparılışını, kadınların tecavüzünü, doğanın tecavüzünün acısını buldu orada, izledi, sessizce derinden ağlayarak..

Ağladı, ağladı, ağladı..Hatırladı..

Ataerkilin hüküm sürdüğü tüm zamanlarda gördüğü zulmü hatırladı. Kadınların, dişinin, kızkardeşlerinin çektiği ıstırapları yüreğinin derinliklerinden hissetti, içi acıdı. Hatırladı..Anladı… Neden kendini, duygularını, bedenini bir buz kütlesi gibi dondurduğunu anladı. Kolay değildi acıyı hissetmeyi seçmek, bunca zaman o acıyı anımsamamak için bedenini ve kalbini kapamıştı, dondurmuştu en canlı, alıcı yerlerini..

Birden sıcaklık yayıldı vücuduna, acı beraberinde merhemini de getirmişti. Acı kadim bir dosttu, sadık, iyileştiren, şifa veren..Donmuş, buz tutmuş yerleri merhem yayıldıkça erimeye başladı, kalbi çözülmeye başladı. Mağaranın dilsiz duvarları ona kendi bütünlüğünü geri verdi.

Oturdu orada bir müddet daha, mağaranın tam merkezinde.  Ağlarken gülüyordu, gülerken ağlıyordu..Gözyaşları bu kez ona yük olmak women-sillouette1-233x300yerine hafifletiyordu, canlandırıyordu tüm hücrelerini. Artık dönmeye hazırdı. Ayağa kalktı, mağaranın girişine doğru yürüdü ve çıktı. Güneş yaktı gözlerini. Sanki tüm doğa neşesine ortaktı, onunla birlikte canlanmıştı. Yoksa doğa hep canlıydı da, o mu fark etmemişti bugüne kadar.

Rüzgarın ılık dokunuşunu hissetti yüzünde, hayat yeniden başlıyordu..Gülümsedi an’a, gülümsedi geleceğe, gülümsedi geçmişe..Özgürdü artık..

 

 

 

 

 

 

Tüm kadınlara,

Bilge