Tüm Yazılar

Güç, İnsanlık, Kadın

image Gücün hükmetme, kontrol etme, ezme, aşağı görme, hiyerarşi, inanç sistemlerinin manipüle edilmesi, sınıflandırma, kıyaslama, yok etme gibi yıkıcı kavramlar üzerinden anlam kazanması bu gezegeni ve bizleri sona doğru götürüyor. Şu an Gazze’de başta olmak üzere insanin kanını donduran, insanlık nereye doğru gidiyoru sorgulatan olaylar, Güç’ün binlerce yıldır ataerkil sistemin elinde, erk’in elinde olmasında kaynaklı. Hiçbir şey an’da olmadığı gibi, her şey onu ilk tohumlayan enerjiden vücut bulmakta.

Peki gücün doğasında bulunan onu oluşturan organik malzemeler neler?

Güç gerçekten erk’e mi ait yoksa varoluşumuzda daha farklı bir oluşa mı sahip?


Gücün gerçek doğası “dişi” bilincin içindedir. Güç ve dişi bilinç birbirinden ayrılmayan, birbirini tamamlayan iki uyumlu sevgili gibidir.

  • Gerçek Güç kudretini, alıcı, açık, yumuşak ve kırılgan olmaktan alır. Kırılganlık gücün ana bileşenlerinden biridir. (Bkz. blog’dan ilgili yazım: Ne çıkar ateşböceği sansalar seni? )
  • Gerçek Güç, kudretini herşeye rağmen kalbini cesaretle açık tutabilmekten alır.
  • Gerçek Güç, kudretini tüm kırılganlığın ile başını dik tutmandan, kutsal değerlerine sahip çıkmandan ve inandıklarına başlangıçta cılız da olsa tüm kalbinden ses vermekten alır.
  • Gerçek Gücün içinde sevgi, şefkat, merhamet, vicdan, hoşgörü ve anlayış vardır.
  • Gerçek Güç gülümser, gülümsetir.
  • Gerçek Güç gerçeklere ses verir.
  • Gercek Güç, sınıf ayırmaz, şekil şemal aramaz.
  • Gerçek Güç birleştirir, çoğaltır, paylaşır..

Gerçek güç kalp ile zihni bir araya getirendir. Gerçek gücün efendisi kalp, işçisi zihindir.. Sixty-and-Me-3-Reasons-Women-Over-60-Need-to-Think-More-Positively-670x325



Bu dünya ve insanlık, gücün gerçek doğası ile buluşmuş kadınlar ve erkekler tarafından kurtulabilecek ancak. Dişi bilgeliği önce bedenlerinde, sonra içinde bulundukları tüm eko-sistemlere kolaylıkla aktarabilme ve yaşatabilme kudretine sahip olduğu için de kadınlar bu insanlık görevinin yeni liderleri olmakta. Kadın, kendinde bulunan doğal gücünü keşfettikçe, sistemler, kültürler, bakış açıları, yönetme ve hizmet biçimleri değişecek..Savaşlar duracak, akan kan dinecek, çocuklar ölmeyecek, kadınlar katledilmeyecek, yiyecekler saf ve katkısız olacak, toprak ana nefes alacak..

Bilincimizin evrimleşmesinde büyük katkısı olacak olan Kadınların Çağı bu nedenle başladı. İnsanlık için, barış için, huzur için kollarımızı sıvamanın vakti geldi çünkü;

Varoluş kadınla başladı, kadınla sürecek..

İlk iş; güç tanımlarımızı bulmak ve zehirleyen bileşenleri içinden arındırarak, organik bileşenleri yerlerine yerleştirmek.

Sevgi ve şefkat dolu Güç ile kalın,

Bilge

Advertisements
Tüm Yazılar

Mağaradaki Kadın

meadowsgreenBıktım dedi kadın oturduğu yerde, kızgın, çaresiz, ateş saçan ve bir yandan derin bir üzüntü gizleyen gözlerle. Kalbimin tam ortasında sanki bir taş var, uzun zamandır taşıyorum onu,  kurtulmak istiyorum artık ondan dedi. Yeter! diye haykırdı gözyaşları içinde.

Bilmiyordu, artık içindeki kadın ile yüzleşip barış yapma vakti gelmişti. Kim bilir ne zaman koymuştu o taşı oraya kendi elleriyle, hatırlasın diye, dönerken yuvaya iz sürebilsin diye..

Korkma dedi diğer kadın, yumuşaklıkla, şefkat taşan ve anlayan gözlerle ona bakarak. Hazırlan, yer altına iniyoruz.

Ve birlikte kadın bedeninin sunduğu o zamansız tünele girdiler. Doğa Ana’nın en değerli hazinelerini koynunda sakladığı gibi o da kendi hazinelerini ancak kendi yer altı tünellerine giderek bulabilecekti. Kalbine yerleştirdiği o taşın ardında yüzleşmek istemediği, unutmak istediği, reddettiği yanlarını tutuyordu. Gölgeler diyarında tüllerin ardındaki hayaletlerini..

Korkuyordu ama cesurdu. Kararlıydı, inecekti kendi yer altı tünellerine, artık yüzleşecekti, özgür olmak istiyordu.

Taşın rehberliğinde doğanın rahmi olan mağaraya iner gibi kendi mağarasına indi. Yaşamlar boyu biriktirdiği tüm acıları, yıkımları, felaketleri, savaşları, şiddetti, kaybettiği, doğmamış çocuklarını, savaşta yitirdiği aşklarını, eşlerini, kız kardeşlerinden koparılışını, kadınların tecavüzünü, doğanın tecavüzünün acısını buldu orada, izledi, sessizce derinden ağlayarak..

Ağladı, ağladı, ağladı..Hatırladı..

Ataerkilin hüküm sürdüğü tüm zamanlarda gördüğü zulmü hatırladı. Kadınların, dişinin, kızkardeşlerinin çektiği ıstırapları yüreğinin derinliklerinden hissetti, içi acıdı. Hatırladı..Anladı… Neden kendini, duygularını, bedenini bir buz kütlesi gibi dondurduğunu anladı. Kolay değildi acıyı hissetmeyi seçmek, bunca zaman o acıyı anımsamamak için bedenini ve kalbini kapamıştı, dondurmuştu en canlı, alıcı yerlerini..

Birden sıcaklık yayıldı vücuduna, acı beraberinde merhemini de getirmişti. Acı kadim bir dosttu, sadık, iyileştiren, şifa veren..Donmuş, buz tutmuş yerleri merhem yayıldıkça erimeye başladı, kalbi çözülmeye başladı. Mağaranın dilsiz duvarları ona kendi bütünlüğünü geri verdi.

Oturdu orada bir müddet daha, mağaranın tam merkezinde.  Ağlarken gülüyordu, gülerken ağlıyordu..Gözyaşları bu kez ona yük olmak women-sillouette1-233x300yerine hafifletiyordu, canlandırıyordu tüm hücrelerini. Artık dönmeye hazırdı. Ayağa kalktı, mağaranın girişine doğru yürüdü ve çıktı. Güneş yaktı gözlerini. Sanki tüm doğa neşesine ortaktı, onunla birlikte canlanmıştı. Yoksa doğa hep canlıydı da, o mu fark etmemişti bugüne kadar.

Rüzgarın ılık dokunuşunu hissetti yüzünde, hayat yeniden başlıyordu..Gülümsedi an’a, gülümsedi geleceğe, gülümsedi geçmişe..Özgürdü artık..

 

 

 

 

 

 

Tüm kadınlara,

Bilge