Tüm Yazılar

En Büyük Korkumuz Işığımız

 

SW-calla-lilies-orange

 

Kadınların ve beraberinde tüm neslimizin yuvaya dönüşü kadınların öz güçlerini ele alışları ile olacak. Bu güç zaten orada, tam rahimlerinde uyumakta. Kadının ışığının, bilgeliğinin ve sezgilerin evi rahim..

Tüm evrimin, yaratımın ve yaşamın evi rahim..

İşte bu yüzden bu şiiri seviyorum çünkü karanlığımız değil ışığımızdır bizi korkutan, çünkü yetersizliğimiz değil muazzam gücümüzdür bizleri sindiren.

Kaçtığınız gücünüzün farkında olarak yudum yudum okuyun bu şiiri. İşte geliyor..

 

***

 

734153_10151903007712702_1053209350_nEN BÜYÜK KORKUMUZ

“Bizim en derin korkumuz yetersiz oluşumuz değildir,

Bizim en büyük korkumuz ölçemeyeceğimiz kadar güçlü oluşumuzdur.

Karanlığımız değil, ışığımızdır bizi en çok korkutan şey.

Kendi kendimize sorarız;

Ben kimim ki akıllı, muhteşem, yetenekli ve harika olayım?

Neden olmayasınız?

Siz Tanrı’nın bir çocuğusunuz.

Sizin yaşamda küçük oynuyor olmanız dünyaya hizmet etmez.

Etrafınızdaki insanlar kendilerini güvensiz hissetmesinler diye küçülerek aydınlanamazsınız.

Bizler içimizdeki Tanrı’nın ihtişamını tezahür ettirmek için doğduk.

Bu sadece bazılarımızın içinde değil, hepimizde vardır.

Ve kendi ışığımızın parlamasına izin verdiğimiz zaman,

Başka insanlara da aynısını yapmaları için bilinçdışından izin vermiş oluruz.

Ve kendi korkularımızdan özgürleştiğimiz zaman,

Varlığımız başkalarını da otomatik olarak özgür kılacaktır. ”  – Marianne WILLIAMSON

 

2014’ü kapatırken gücünüzü kavrayıp ele almakla ilgili ilham olsun bu şiir sizlere.

  • Kendi kendinize bir değerlendirme yapın.
  • Gücünüzü, dolayısıyla ışığınızı nerelere veriyorsunuz? Listeleyin.
  • Bu verdiğiniz gücü geri almanın yolları neler olabilir?

 

Işık ve özgürlük ile,

Bilge

 

Not: İngilizce orijinal versiyonunu buradan okuyabilirsiniz.

Tüm Yazılar

Mağaradaki Kadın

meadowsgreenBıktım dedi kadın oturduğu yerde, kızgın, çaresiz, ateş saçan ve bir yandan derin bir üzüntü gizleyen gözlerle. Kalbimin tam ortasında sanki bir taş var, uzun zamandır taşıyorum onu,  kurtulmak istiyorum artık ondan dedi. Yeter! diye haykırdı gözyaşları içinde.

Bilmiyordu, artık içindeki kadın ile yüzleşip barış yapma vakti gelmişti. Kim bilir ne zaman koymuştu o taşı oraya kendi elleriyle, hatırlasın diye, dönerken yuvaya iz sürebilsin diye..

Korkma dedi diğer kadın, yumuşaklıkla, şefkat taşan ve anlayan gözlerle ona bakarak. Hazırlan, yer altına iniyoruz.

Ve birlikte kadın bedeninin sunduğu o zamansız tünele girdiler. Doğa Ana’nın en değerli hazinelerini koynunda sakladığı gibi o da kendi hazinelerini ancak kendi yer altı tünellerine giderek bulabilecekti. Kalbine yerleştirdiği o taşın ardında yüzleşmek istemediği, unutmak istediği, reddettiği yanlarını tutuyordu. Gölgeler diyarında tüllerin ardındaki hayaletlerini..

Korkuyordu ama cesurdu. Kararlıydı, inecekti kendi yer altı tünellerine, artık yüzleşecekti, özgür olmak istiyordu.

Taşın rehberliğinde doğanın rahmi olan mağaraya iner gibi kendi mağarasına indi. Yaşamlar boyu biriktirdiği tüm acıları, yıkımları, felaketleri, savaşları, şiddetti, kaybettiği, doğmamış çocuklarını, savaşta yitirdiği aşklarını, eşlerini, kız kardeşlerinden koparılışını, kadınların tecavüzünü, doğanın tecavüzünün acısını buldu orada, izledi, sessizce derinden ağlayarak..

Ağladı, ağladı, ağladı..Hatırladı..

Ataerkilin hüküm sürdüğü tüm zamanlarda gördüğü zulmü hatırladı. Kadınların, dişinin, kızkardeşlerinin çektiği ıstırapları yüreğinin derinliklerinden hissetti, içi acıdı. Hatırladı..Anladı… Neden kendini, duygularını, bedenini bir buz kütlesi gibi dondurduğunu anladı. Kolay değildi acıyı hissetmeyi seçmek, bunca zaman o acıyı anımsamamak için bedenini ve kalbini kapamıştı, dondurmuştu en canlı, alıcı yerlerini..

Birden sıcaklık yayıldı vücuduna, acı beraberinde merhemini de getirmişti. Acı kadim bir dosttu, sadık, iyileştiren, şifa veren..Donmuş, buz tutmuş yerleri merhem yayıldıkça erimeye başladı, kalbi çözülmeye başladı. Mağaranın dilsiz duvarları ona kendi bütünlüğünü geri verdi.

Oturdu orada bir müddet daha, mağaranın tam merkezinde.  Ağlarken gülüyordu, gülerken ağlıyordu..Gözyaşları bu kez ona yük olmak women-sillouette1-233x300yerine hafifletiyordu, canlandırıyordu tüm hücrelerini. Artık dönmeye hazırdı. Ayağa kalktı, mağaranın girişine doğru yürüdü ve çıktı. Güneş yaktı gözlerini. Sanki tüm doğa neşesine ortaktı, onunla birlikte canlanmıştı. Yoksa doğa hep canlıydı da, o mu fark etmemişti bugüne kadar.

Rüzgarın ılık dokunuşunu hissetti yüzünde, hayat yeniden başlıyordu..Gülümsedi an’a, gülümsedi geleceğe, gülümsedi geçmişe..Özgürdü artık..

 

 

 

 

 

 

Tüm kadınlara,

Bilge